
Çizgiroman ile az çok ilgileniyorsanız genel süper-kahraman konseptini bilirsiniz. Genellikle iyiliğin yanında yeralır ve kötülükle savaşırlar. Her süper-kahraman iyilik ve kötülüğü kendine göre farklı bakış açılarında görüp de farklı şekillerde mücadele etse de konseptte kimin doğru kimin yanlış tarafta olduğu daima bellidir.
Peki bu iki taraf arasındaki çizgiyi nerede çekersiniz?
Sektörün en iyi yazarlarından biri sayılan Warren Ellis “İşte bu Black Summer ve John Horus’un ikilemi.” diye açıklıyor. “Eğer kendi etiğini kendi belirleyerek kanun sisteminden dışarı adım atıp suça karşı mücadele eden bir süper-kahraman iseniz nerede durursunuz? Hepimiz suç işleyen şirketler hakkında bilgi sahibiyiz. Fakat suç çok daha üst seviyelerden de gelebilir. Eğer sizin bakış açınıza göre Amerika Birleşik Devletler Başkanı binlerce kişinin ölümüne sebep olan kanundışı bir savaşı başlatırsa bu onu adaletin ötesine mi koyar? Eğer suça karşı savaşıyorsanız politikada işlenen suçlara karşı gözünüzü kapatır mısınız?”
Haziran ayında Avatar Press tarafından yayınlanmaya başlayacak Black Summer mini-serisinin sorduğu ana soru bu. Warren Ellis tarafından yazılan hikaye onun süper-kahraman tarzında tamamen kendisi tarafından yaratılmış olan ilk çizgiromanı. Ellis tamamen kendisine ait bu çizgiromanda deyim yerinde ise kendini tamamı ile “serbest bırakmış” ve kendi eserinde bugüne kadar yapılanlardan daha farklı birşeyler ortaya çıkarmaya yöneltmiş.
Hikaye şu şekilde:
Dünyadaki en etkin süper-kahraman ekibi Seven Guns adlı ekiptir. Politik olarak bilinçli genç bilim adamlarından oluşan ekip kendi üzerlerinde süper insan gelişmeleri sağlayan deneyler yaparlar. İlk görevleri ülkenin batısındaki bir şehirde yozlaşmış polis güçlerine, suça batmış şehir yönetimine ve zorbalık yapan özel koruma şirketlerine karşı mücadele etmek olur. Bu başlangıç ile bir anda gözde bir süper-kahraman ekibi olurlar. Bu ekip yıllar boyunca devam etse de zaman geçtikçe çeşitli sebeplerden dolayı yolları ayrılır. Fakat bu yaptıkları işi yapmayı bıraktıkları anlamına gelmemektedir.
Bu ekibin bir üyesi olan John Horus herkesin gözünde sosyal adaletin bir ikonu durumundadır ve suça karşı savaşmaya kendi tarzında devam etmektedir, buna Beyaz Saray’ın halk programlarında çalışması da dahildir. O en has İyi Adam’dır.
Fakat herşey John Horus’un süper-kahraman rolünde mantıklı bir seçim olarak gördüğü birşeyi yapması ile değişir. ABD Başkanı binlerce kişinin ölümüne yol açan kanun dışı bir savaşı başlatınca Horus buna karşı çıkmak için adım atar. İlk sayının kapağından da görülebileceği üzere Horus direkt Beyaz Saray’a dalar ve kanun dışı işler yaptıklarına inandığı kişileri öldürür, bu kişiler arasında Başkan’ın kendisi de vardır.
Horus’un bu davranışı pek çok soruya neden olur: Horus bunu yapmakta haklı mıydı? Çizgiyi nerede çekersiniz? Ve sonrasına neler olur?
John Horus eski ekibi Seven Guns’dan geriye kalanları ölümcül bir tehlikenin içine atmıştır. Ekipten geriye kalanların zaten kendi sorunları vardır ve eskiden sürdürdükleri mücadele nerede ise tamamen sona ermiştir. Artık kendilerini savunacak bir durumları bile yoktur. Fakat kendilerinden haberiz gelişen bu olay yüzünden bir anda en büyük halk düşmanı konumuna düşmüşlerdir. Horus’un bu olayı gerçekleştirirken tamamı ile kendi başına davrandığını halk bilmemektedir. Horus ülkeyi bir bütün halinde tutmaya çalışırken tüm askeri gücü de geri kalan grup üyelerinin işini bitirmek için kullanır.
Black Summer çizgiromanında Ellis hikayeyi politik bir alana çekmekte. Daha önce Wildstorm’da yazmış olduğu The Authority serisi ile süper-kahraman olayında yeni bir çığır açmış olan Ellis şimdi bunu yeni eseri ile bir adım daha ileri götürmekte. İyi ile kötü arasındaki farkın anlaşılamayacağı ve herşeyin grinin tonlarında olduğu bir dünyada Ellis okruların Horus’un Başkan’ı öldürmesine farklı tepkiler vereceğini belirtmekte: “Kimileri Horus’u kötü adam olarak, kimileri ise iyi adam olarak görecektir. Bunu her iki açıdan da gösterip okurun kendi kararını kendisinin vermesini sağlayacağım.”
Bir süper-kahramanın politik statünün en üst düzeyinde olan Başkan ile mücadelesi çizgiromanlarda kısaca değinilmişti, fakat asla Ellis’in bu çizgiromanında olduğu kadar direkt ve sert işlenmemişti. Bu fikir nereden geldi?
“Çok uç bir konsept arıyordum. Genelde bu tür konularda kötüyümdür.” diye itiraf ediyor Ellis. “Süper-kahraman konsepti ile ilgili hala sorulacak çok soru var, fakat onca yıldan sonra bu soruların çoğu gizli kaldı ya da es geçildi. Ben çok basit bir soruya bakıyordum, kılık değiştirip canla başla suça karşı mücadele ederek bir anda ilgi odağı haline gelen kişilerin kalplerine yöneltilen bir soruya. Bulduğum soru bu kişilerin politik olarak etikleri üzerine idi. Çizgiyi nerede çekersiniz? Eğer siz bir filo dolusu Apache helikopterinin yıkım gücüne sahip birisi iseniz sizi onlar yönetemezler. Dürüst olmak için toplumun dışında hareket edersiniz. Öyleyse sınırı nerede çekersiniz? İnsanların nefret edip korktukları birisine dönüşmeden önce ki çizgi nerededir?”
Bu mini-serinin çizeri Juan Jose Ryp (Frank Miller’s Robocop serisinin çizeri olarak hatırlayabilirsiniz). Kendisi daha önce Ellis ile birlikte Angel Stom Future ve Wolfskin çizgiromanlarında çalışmıştı. “Ellis’in The Authority’deki çalışmasının büyük bir hayranıydım ve onunla yeni bir süper-kahraman dünyası yaratmaktan çok mutluyum. Projeye daima yeni fikirler ve yaratıcılık getirmekte, bir çizer daha ne isteyebilir?” diyor Ryp.
Toplam yedi sayı sürecek mini-seri Haziran ayında hikayeye giriş niteliğindeki #0. sayı ile başlıyor.
Çizgiromandan kapaklar ve sayfaları aşağıdaki linklere tıklayarak görebilirsiniz.
Kapak 1 Kapak 2
Sayfa 2 Sayfa 4 Sayfa 5 Sayfa 6
Hakan BUHURCU