Kategori: Yazarlar / Çizerler

Frank Miller 27 Ocak 1957′de Olney, Maryland’de doğdu. Çocukluğu Montpelier, Vermont’da geçti. Küçük yaşta bir çizgiroman fanatiği olmuştu.Ergenliğinin ilk dönemlerine geldiğinde Miller çizgiroman okumayı bırakmış, kendini gerçek dünyaya daha fazla adapte etmişti. Gençliği çok sayıda kitap okuyarak (özellikle gerilim romanları) ve film izleyerek geçti. Bu filmler onun gelecekte yaratacağı çizgiromanları epey etkileyecekti.
Miller önceleri bir çizer değildi, bu yeteneğini ancak uzun süren bir çalışma döneminin sonunda geliştirebildi. Miller’ın başlıca özelliği daima işin yazarlık kısmı olmuştu.
Kariyerinin ilk dönemi inişli çıkışlı ve epey zorlu idi. Kalacak hiçbir yeri yoktu, bir orada bir burada kalıyor, bazen günlerce doğru dürüst yemek yemediği bile oluyordu. Basılan ilk çalışması 1978 yılında Gold Key Comics için yaptığı Twilight Zone oldu. Bunu DC Comics için yaptığı bazı kara kalem çalışmaları ve Marvel’daki ilk işi olan John Carter: Warlord of Mars #18. sayı izledi. Miller’ın düzenli çalışmaya başladığı ilk yer Marvel oldu, burada farklı serilerde macera aralarındaki bir-iki sayılık kısa geçiş hikayeleri ve kapak çizeri olarak çalıştı. Bu işlerinden birisi Spectacular Spider-Man #27-28. sayıları çizmek oldu, bu sayılardaki hikayede Daredevil bir yan karakter olarak gözüküyordu. O zamanlarda Daredevil kendi serisinin zayıf bir satışı olan (zaten iki ayda bir yayınlanmakta idi) epey geri plandaki bir karakterdi, ne var ki Miller karakterde beğendiği birşeyler buldu ve o dönem ki Marvel Baş Editörü Jim Shooter’a Daredevil’ın serisinde çalışıp çalışamayacağını sordu. Shooter bu teklifi kabul etti ve Miller’ı Daredevil serisinin sürekli çizeri yaptı.
Miller’ın bu serideki ilk çalışması Daredevil #158. sayı oldu, Roger McKenzie tarafından yazılıp devam etmekte olan bir maceranın son sayısı idi. Klasik çizgiroman stiline bağlı kalması istense de Miller bu sayıdaki çizimlerine kendi film noir stilini yansıttı ve bu başarılı oldu. Miller bu sayıdan sonra Marvel’ın en hızlı yükselen yıldızlarından biri oldu, aynı zamanda serideki hikayeleri McKenzie ile birlikte hazırlamaya başladı. Miller’ın çizimleri aşırı detaylı olsa da film noir atmosferini daima sürdürdü. Neal Adams’dan ilham alarak saatlerce skeç çalışmaları yapıp New York çatılarını çizdi ve böylece çizgiromanına o dönemde süper-kahraman çizgiromanlarında pek gözükmeyen gerçekçi bir görüntü sağladı. Miller öylesine başarılı olmuştu ki iki ayda bir yayınlanan Daredevil serisi aylık bir seriye dönüştürülmüştü. 1981 yılında yayınlanan Daredevil #168. sayıdan itibaren Miller seriyi hem çizer hem de yazar olarak tamamı ile sahiplenmişti, çinilemeyi ise Klaus Janson üstlenmişti. Miller’ın yazarlığı da devraldığı bu sayı Elektra‘nın ilk defa ortaya çıktığı sayı idi, bu karakter ilerleyen yıllarda başlıbaşına bir yıldıza dönüşecekti.
Ağırlıklı olarak Japon mangalarından esinlenen Miller çizgiromanına giderek daha karanlık bir ton ve daha ciddi hikayeler adapte etmeye başladı. Bu atmosfer Daredevil #181. sayıda suikastçi Bullseye’ın Elektra’yı öldürmesi ile zirveye taşınmıştı. O dönemlerde çizgiromanlarda yan karakterlerin ölümü alışılageldik bir şey olsa da Elektra gibi önemli bir baş karakterin ölümü kesinlikle sıradışı bir olaydı. Miller süregelen birkaç sayı boyunca Elektra’yı ölü olarak bırakmakta kararlı olduğunu gösterdi, fakat gene de onun yazarlığı sırasında bu karakter dirilerek geri döndü. Miller bu serideki çalışmasını Daredevil #191. sayı ile sona erdirdi. Bu seride çalıştığı süre boyunca ikinci sınıf bir Marvel karakterini firmanın en popüler ve en çok satan karakterlerinden biri haline getirmişti. Sektörün en iyi yaratıcılarından birine dönşen Miller’a olan talep epey fazlaydı.
1982 yılında hala Daredevil’da çalışmakta iken Miller ve yazar Chris Claremont epey popüler X-Men serisinden ayrı dört sayılık bir Wolverine mini-serisi hazırladılar. Miller bu seride Wolverine’in karakter konseptini geliştirerek mangalardan esinlendiği sanatını daha fazla yansıttı. Seri büyük bir başarı oldu ve Miller’ın büyük bir yetenek olarak yerini sağlamlaştırdı. Ayrıca Miller gene bu dönemlerde DC Comics’in yılbaşına özel hazırladığı Batman Christmas hikayesini çizecek vakit de bulmuştu, bu olay onun adının aynı Daredevil ile olduğu gibi sıkça işitileceği başka bir karakterle olan ilk buluşması idi.
Daredevil’dan ayrıldıktan sonra dört sayılık bir mini-seri olan The Elektra Saga (çoğunlukla Daredevil’da yayınlanmış çalışmasına dayanan, Elektra’nın yaşamı ve ölümü hakkındaki bir hikaye idi) ve ilk defa yaratıcısı olarak tüm haklarına sahip olduğu çizgiromanı Ronin‘i hazırladı. Altı sayılık bir mini-seri olan Ronin 1983-1984 yıllarında DC Comics tarafından yayınlandı. Ronin ile Miller sadece çizim tekniğini ve hikaye anlatım tarzını geliştirmek ile kalmadı, aynı zamanda yaratıcıların çizgiroman üzerindeki haklarına olan bakış açısının değişmesi ve yeni formattaki çizgiromanların geniş kitlelerce rağbet görebileceğini gösterdi. Ronin onun mangalardan en çok esinlenerek yaptığı çalışması idi, temelde bir manga kültü olan Lone Wolf and Cub serisinden esin almıştı. 1985 yılı Miller için sessiz geçti, o yıl yayınlanan tek çalışması High Plains Drifter filminden esinlenerek yaptığı tek sayıdan ibaret olan Daredevil #219 oldu. 1986 yılı çok farklı olacak ve yaratıcılığının doruğuna ulaşarak sektörün en eski karakterlerini yeniden tanımlayacaktı.
Miller’ın eşi Lynn Varley ile birlikte çalıştığı ilk çizgiroman Ronin olmuştu. Takip eden yıllar boyunca çalışmalarının büyük bölümünde renklendirmeleri eşi Varley yaptı.
DC Comics 1986 yılında Batman: The Dark Knight Returns‘ün (kısaca DKR) ilk sayısını yayınladı, bu dört sayılık mini-seri yeni prestij formatta basılmıştı. Yazar ve çizer Frank Miller, renklendirme Lynn Varley, çinici ise Klaus Johnson idi. Hikaye Robin’in ölümünün ardından emekliye ayrılan Batman’in şiddet ve suçun iyice artarak kontrolden çıktığı yakın gelecekte suç ile savaşa geri dönüşünü anlatıyordu. Batman için muhtemel bir final olabilecek hikayede Miller epey sert bir Kara Şövalye portresi ortaya çıkarmıştı. Bu serinin okurlardan aldığı karşılığın daha önce eşi benzeri görülmemişti. Alan Moore‘un Watchmen‘i ile aynı yıl yayınlanması gerek eski gerekse yeni okurlara “yetişkinlere daha fazla hitap eden” bir hikaye anlatımı sunmuştu. Basında da büyük bir tanıtımı yapılan bu seri ile Miller sadece Batman çizgiromanlarını yeniden tanımlamak ile kalmamış, aynı zamanda karakterin üzerinde 1960′lı yıllardaki televizyon dizisinden kalma komik imajını da kaldırmıştı.
DKR çizgiroman sektöründe derin etkiler bıraktı, çizgiromanlarda daha karanlık, daha “gerçekçi” karakterlerin gözükeceği yeni bir akım başlattı. DKR ile Batman: Killing Joke (bunun da yazarı Alan Moore idi) Tim Burton’ın 1989 yılındaki Batman filmine epey ilham kaynağı olmuşlardı. DKR’ün cildi DC’nin çok satanlarından biri oldu ve ilk yayınından 20 yıl sonrasında bile basılmaya devam etti. Tüm bunlara ek olarak bu çizgiroman DC’nin en çok tanınan iki süper-kahramanı Batman ve Superman arasındaki sıkı dostluğun başlamasına ön ayak oldu.
Gene 1986′da Daredevil’a geri dönen Miller çizer David Mazzucchelli ile birlikte aynı DKR’deki gibi ana karakteri yeniden tanımlayan bir hikaye ortaya çıkardı. Daredevil: Born Again adlı hikayede Daredevil’ın Katolik geçmişi ve baş düşmanı Kingpin tarafından Matt Murdock’ın gizli kimliğinin yokolarak yeniden doğuşu anlatılıyordu (aslında Born Again hikayesi DKR’den birkaç ay önce, 1985′in sonlarında yayınlanmaya başlamıştı).
Miller ve çizer Bill Sienkiewicz’in Daredevil: Love and War adlı grafik romanı 1986 yılında yayınlandı. Miller’ın Daredevil serisindeki ilk çalışmaları ile Born Again arasında köprü oluşturarak Kingpin’in Daredevil’e olan bakış açısının değişimini konu almaktaydı. Bunun ardından Miller ve Sienkiewicz birlikte Epic Comics için sekiz sayılık bir mini-seri olan Elektra: Assassin çizgiromanını ortaya çıkardılar. Marvel evrenindeki devamlılığın dışında gelişen çizgiroman cyborgları ve ninjaları içeren vahşi bir hikaye anlatırken Elektra’nın geçmişini de geliştirmekte idi. İki eser de çok iyi tepkiler aldılar, Elektra: Assassin cesur hikaye anlatımı ile epey övgü topladı, fakat her ikisi de DKR ve Born Again’in yarattığı etkilerin gerisinde kaldılar.
Miller’ın bu dönemdeki son hikayesi 1987 yılında Batman #404-407. sayılarda oldu, gene Mazzucchelli ile birlikte çalışmıştı. Hikayenin adı Batman: Year One idi, bu Batman’in kökeninin Miller versiyonunu içermekteydi ve pek çok detay yeniden oluşturulup değiştirilerek DKR ile devamlılığı sağlamıştı. Büyük bir popülariteye kavuşan bu hikaye Miller’ın daha önce ki eserleri kadar etki bırakıcı idi ve ilk defa cilt olarak yayınlandığı 1988 yılından bu yana sürekli basımda kalarak DC’nin en çok satan ciltlerinden biri oldu.
Miller aynı zamanda First Comics için Kazuo Koike‘nin İngilizce basımlarının ilk 12 sayısının ve Goseki Kojima’nın Lone Wold and Cub‘ının kapaklarını çizdi. Bu durum Japon mangalarının batılı okurlar tarafından da okunarak geniş çapta yayılmasını sağladı.
Bu süre boyunca Miller (ayrıca beraberinde Marv Wolfman, Alan Moore ve Howard Chaykin) DC Comics ile çizgiromanlardaki kategorilendirme sistemi üzerinde anlaşmazlığa düşmüşlerdi. Sansürcülük olarak gördüğü dayatmaları yüzünden DC için başka bir iş yapmayı reddeden Miller gelecekteki tüm projelerini bağımsız bir yayımcı olan Dark Horse Comics’e götürdü. O andan itibaren Miller çizgiroman yaratıcılarının haklarının savunulmasını ve çizgiromanlardaki sansürcülüğe karşı çıkanları destekleyen ana isimlerden biri oldu.
DC’den ayrıldıktan sonra Miller çalışmalarını sadece Dark Horse’da yayınlamaya karar vermişti, ne var ki Epic Comics için son bir çalışma yaptı. Elektra Lives Again adlı grafik roman tamamı Miller tarafından yazılıp çizilmiş ve renklendirmeleri ise uzun süredir eşi ve çalışma arkadaşı olan Lynn Varley tarafından yapılmıştı. Elektra’nın dirilişi ve Daredevil’ın onu bulma çabalarını anlatan hikaye Miller’ın sanatındaki yeni stilin ilk örneği olmasının yanısıra onun yeni hikaye anlatım tekniklerini denemesindeki cesaretini de ortaya koymakta idi.
1990 yılında çizer Geoff Darrow ile birlikte Hard Boiled‘da çalıştı, üç sayılık mini-seride sayılar arasında ertelemelerden doğan uzun yayın boşlukları oluştu. Şiddet ve göndermeler ile dolu bu çizgiromanda Darrow’un aşırı detaylı çizimleri ve Miller’ın hikayesi övgü topladı. Miller aynı zamanda çizer Dave Gibbons ile birlikte Give Me Liberty adlı dört sayılık bir mini-seriyi Dark Horse’da yayınladı. Aksiyon ve politik göndermelerin karışımı bir başka çizgiroman olan bu çalışma Miller’ın “yetişkin” çizgiromanların yazarı olarak imajını sağlamlaştırdı. Give Me Liberty’nin hikayenin devamına yönelik çeşitli serileri ve özel sayıları yayınlandı, bunların hepsi Miller tarafından yazıldı ve Gibbons tarafından çizildi.
Miller aynı zamanda Robocop 2 ve Robocop 3 filmlerinin senaryolarını yazdı. Her ikisi de kritikler tarafından iyi karşılanmadı. Robocop 3′ün ardından Miller asla Hollywood’un çizgiromanlarının film uyarlamalarını yapmasına izin vermeyeceğini açıkladı, stüdyonun senaryosu üzerinde sürekli yapıp durduğu değişikliklerden ve müdahalelerden çok sıkılmıştı. 2003 yılında Miller’ın Robocop 2 için yazmış olduğu senaryo Steven Grant tarafından uyarlanarak günümüzde Robocop çizgiromanlarının telifini elinde tutan Avatar Press’den yayınlandı. Juan Jose Ryp tarafından çizilen seri Frank Miller’s Robocop adı ile yayınlandı, Robocop 2 ve Robocop 3 filmlerinin konusundaki temel öğeleri içermekteydi.
Daredevil: The Man Without Fear adlı mini-seri Marvel Comics tarafından 1993 yılında yayınlandı. Miller ve çizer John Romita Jr. Bu hikayede Daredevil’ın köken hikayesini yenileyerek anlattılar, aynı Miller’ın daha önce Batman: Year One ile yapmış olduğu gibi. Miller ayrıca Image Comics için Todd McFarlane’in Spawn serisinin bir sayısı ile Spawn/Batman crossover’ının yazarlığını yaptı.
1991 yılında Miller ilk Sin City hikayesi için çalışmaya başlamıştı. Bu hikaye Dark Horse Presents serisinin 51-62. sayılarında yayınlandı. Bu Miller’ın tamamı ile solo ilk çalışması idi, kendi yazmış kendi çizmiş ve film noir kökenlerine uyum sağlaması için tamamen siyah-beyaz hazırlamıştı. Bu hikaye de beraberinde bir başka başarıyı getirince hikaye cilt olarak basıldı. Sin City’nin bu ilk hikayesini içeren cilt 2005 yılında The Hard Goodbye adı ile yeniden basıldı. Sin City 90’lı yıllar boyunca Miller’ın ana projesi olarak kaldı, Miller çok sevdiği film noir tarzını sürdürerek yeni Sin City hikayeleri yarattıkça “suç çizgiromanları” türünün de yeniden popüler olmasına yardımcı oldu. Miller için Sin City sanatsal tarzını geliştirmesinde çok önemli olmuş ve bir kere daha eserlerini alışılageldik çizgiroman okurları dışındaki kitlelere de beğendirmeyi başarmıştı.
1995 yılında Miller ve Darrow tekrar biraraya gelerek Godzilla filmleri, Astro Boy ve II. Dünya Savaşı ile ilgili milliyetçi Amerikan filmlerine göndermeler ile dolu olan Big Guy and Rusty the Robot Boy adlı çizgiromanı ortaya çıkardılar. Bu çizgiroman iki bölümlük bir seri olarak Dark Horse Comics tarafından yayınlandı, 1999 yılında ise Fox Kids’de yayınlanan bir animasyon serisi yapıldı.
Miller’ın eşi Lynn Varley ile birlikte Theymopylae Savaşı’ndan esinlenerek ortaya çıkardıkları 300 adlı çizgiroman Dark Horse tarafından 1998 yılında beş sayılık bir seri olarak yayınlandı. Spartalıların Pers ordusuna karşı savunmasının anlatıldığı bu çizgiromanda Miller gene Sin City’deki çizim stilini devam ettirmekte idi, tabii ki bu sefer çizimlere renklendirmenin eklenmiş olması farkı hemen belli ediyordu. Her sayfası iki sayfa ebadındaki bir formatta çizilen eserin cilt formatı standart bir çizgiromanın iki katı boyutunda idi. Bu çizgiroman 1999 yılındaki Eisner Awards’da “En İyi Mini-Seri”, “En İyi Yazar/Çizer” ve “En İyi Renklendirme” ödüllerinin sahibi oldu. 1999 yılında ilk defa 300 cilt formatında basıldı.
Miller yeni bin yıla Batman: The Dark Knight Returns’ün uzun süredir beklenen devamını yaparak başladı. DC Comics ile geçmiş yıllarda aralarında doğan ayrılıkları bir kenara bırakan Miller’ın ortaya çıkardığı devam bölümünün adı Batman: The Dark Knight Strikes Again oldu ve üç bölüm halinde yayınlandı. Satışları mükemmel olsa da çizgiroman okurlarının tepkileri ikiye bölündü. Miller ve Varley çizimlerin fazlası ile basit olduğu ve Photoshop renklendirmelerinin rahatsız edici derecede fazla belirgin olduğu yönünde eleştirildiler. The Comics Journal dergisi Miller’ın çizimlerinde Bill Sienkiewicz’e özendiği fakat başarısız olduğu yorumunu yaptı. Bazıları ise bunu Miller’ın kariyerinin ilerlemiş dönemleri için cesurca bir adım olarak görüp Miller’ın çizer yönünü geliştirmek için yapmış olduğu yorumunu getirdiler.
Miller’ın çizgiromanlarının sinema uyarlamalarının yapılması konusuna olumlu bakmaması yönetmen Robert Rodriguez’in onun Sin City kısa hikayelerinin birinden oluşan bir film yapması ile değişti. Rodriguez bu kısa filmi gösterdiğinde Miller sonuçtan öylesine memnun kalmıştı ki uzun metrajlı bir film yapmayı kabul etti. Storyboard olarak Miller’ın çizgiromanının kullanıldığı film ABD’de 1 Nisan 2005 tarihinde gösterime girdi. Miller ve Rodriguez filmde ortak yönetmenler olarak gözüküyorlardı, bu konuda Rodriguez ısrar etmişti. Amerikan Yönetmenler Birliği kendilerinde üye olarak kayıtları bulunmayan Miller’ın adının filmin jeneriklerinde yönetmen olarak geçmesine izin vermeyince Rodriguez bu kuruma olan üyeliğini iptal etti. Filmin elde ettiği büyük başarı Miller’a ve Sin City’e karşı yeni bir ilginin oluşmasını sağladı. Miller ve Rodriguez ortak yönetmenliğinde ilk filmde anlatılmayan diğer Sin City hikayelerini temel alacak olan devam filmi de çekilecek. Ayrıca Miller 90’lardan beri hazırladığı yeni bir Sin City hikayesi üzerinde de çalışmakta.
2005 yılında Miller yeniden Batman hikayesi yazmaya geri döndü. Normal DC evreninin dışında geçen bir alternatif hikaye olan All Star Batman and Robin adlı seride çizer Jim Lee ile birlikte çalıştı. Seri kritikler ve okurlar tarafından epey sert olumsuz tepkiler ile karşılandı, bu tepkiler hikayenin ve diyalogların kötü olduğu yönünde idi. Bazı Miller hayranları ise hikaye cilt formatında toplandığında daha iyi bir hale geleceği yorumunda bulundular. Serinin sayıları arasındaki uzun aralar okurlardan epey tepki çekmekte iken bu seri hala tamamlanmış bir durumda değil.
Gene 2005 yılında Miller yıllar boyunca çizgiromanlarının renklendirmelerini gerçekleştiren eşi Lynn Varley’den boşandı.
2006 yılında Miller yeni Batman çizgiromanının adının “Holly Terror, Batman!” olacağını ve hikayede Batman’in Gotham City’i gerçek hayattaki bir terörist örgüt olan Al-Qaeda’ya karşı savunacağını açıkladı.
2006 yılındaki San Diego Comic-Con’da Miller’ın Will Eisner’ın bir klasik haline gelmiş çizgiromanı The Spirit’in sinema uyarlamasını yöneteceği duyuruldu.
Henüz Yorum Yok şimdiye kadar
Yorum yapın
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <pre> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>