White Death

Dört yıl boyunca şiddetle devam eden büyük harbin, “ savaşları bitirmek için yapılan bir çarpışma” olması gerekiyordu… Devlet adamları ve generaller uzun süredir kan dökmekten uzak kalmışlardı ve böylece milyonlarca adsız, tarihte yüzü asla yer almıyacak asker en sonunda sadece anlamsız ve boş olarak nitelendirilecek o büyük muharabelerdeki, kendi ölümlerine gönderilmiş oldular.
İtalyan Cephesi, İtalya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun ayıran sınırlar boyunca uzanıyordu. Ana savaş ise İtalyanın, Kaiser ‘in müttefiği olan Avusturyanın topraklarında hak iddia ettği dağlık bölgede sürüyordu. Stratejik olarak hendeklerde geçen mücadaleye benzeyen ama Trentino, Dolomite ve Caperotto dağlarının tehlikeli zirvelerinde geçen bir muharabede karşı karşıya geldiler.
1916′nın son aylarında bir İtalyan tüfekçisi olan Pietro Aquasanta, çocukluğunun geçtiği Trentino dağı bölgesine geri döner ve Trentino’nun artık gençliğinin mucize ve macera dolu krallığı olmaktansa ölüm ve kederin düşmanın kendisi kadar büyük bir tehdit halini aldığı bir yer olduğunu keşfeder.

İki ordunun da askerleri arasında ise hiçbir silah top atışlarıyla kasıtlı olarak yapılan, gök gürültüsünü andıran gürltüleriyle gelen ve tıpkı savaş gibi yoluna çıkan herşeyi tüketip yok eden beyaz ölümden, çığlardan daha ürkütücü değildir…
Ercan DENİZLİOĞLU
Charley’s War
Birinci Dünya Savaşı nın en büyük savaşlarından olan ve 1916 yılının sonunda müttefiklerle Alman askerleri arasında gerçekleşen Somme çarpışması, dünyanın gördüğü en korkunç savaş sahnelerinden biri olarak kalmaya devam ediyor. 1916 yazı ve sonbaharında süren ve bir milyondan fazla kayıpla sona eren savaş tarihteki en kanlı savaşlardan biri olarak geçiyor. Verdun daki muharabeden Almanları uzak tutabilmek için kuzey Fransa da Somme nehrinin kuzeyinde ve güneyinde müttefik kuvvetlerinin 25 mil(40 km) lik Alman hatlarının yarması girişimi ise ne var ki, Verdun da gerçekleşicekten çok daha büyük bir kayıpla sonuçlanır.
Charley’s War da, yazar Pat Mills sıradışı bir tarihi detayla İngiliz siperlerindan tırmanarak çıkıp iki cephe arasındaki sahipsiz topraklar ve ötesine gidişi dramatik bir şekilde anlatıyor. İngiliz askerleri sekiz gün süren şiddetli topçu ateşinden sonra hiçbirşey bulmayı ummuyorlardı ama onun yerine derin çukurlar kazmış, yavaş yavaş ilerleyen askerleri püskürtmekten çok daha fazlasını yapabilecek Alman askerleriyle karşılaştılar. Topçu ateşi Almanların dikenli tel savunmasında delikler açmakta bile başarısız olmuştu ve sadece katliamın sonuçlarını daha da kötüleştirmişti. Saldırıya katılan tahminen 75,000 İngiliz askerinin 58,000 ‘ini daha yalnızca ilk günde yaralanmıştı- üçüncü gün ise daha ölümcüldü.
Mills, Birinci dünya Savaşı’nın farklı kılan olayları bu dramatik yeniden yaratımında başarıyla kullanmış. Charley Bourne 16 yaşında bir çocuktur ve ülkesi adına yaşamını ortaya koyabilmek için 18 yaşında olduğunu söyler- bu da savaş makinelerine çevirebilmek için genç adamlara ihtiyacı olan İngiliz ordusunun görmezden gelebileceği birşeydir. Dizlere kadar çamur içinde fare dolu hendeklerde geçen hikaye de teknolojide büyük rol oynuyor, nispeten yeni olan ölümcül
kimyasal gazlar, otomatik silahlar ve keşif uçakları. Ortaçağ şovalyeleri gibi tamamen zırh içindeki Alman keskin nişancıları; süvari hücumlarının son kez kullanılışları gibi tarihten diğer detaylarda hikaye boyunca ortaya çıkıyor.
Mills’in Charley’s War’ları, Somme de bulunmanın nasıl birşey olduğuna dair hayal edilemez dehşeti anlatan yetişkinler için kurgusuyla, size gençleri hedefleyen bir çizgiromanı okuduğunuzu unutturması oldukça kolay bir savaş-karşıtı öykü.
Ercan DENİZLİOĞLU